Bu tabi en hafifi. Daha neler neler. Üstelik bu durum yeni de değil. Yılladır böyle ve bu satırların yazarı eğer bu konuda mikroskobik bir inceleme yapacaksa, ilk incelemesi gereken kişi de kendisi. Dolayısıyla bu yazı, yukarıdan bakarak yapılan "Şimdiki nesil de çok bozuldu, işleri güçleri bütün gün ekran karşısında oyun oynamak" temalı sosyolojik bir analiz yazısından öte olmak zorundadır. Bizzat yazarın kendisi ulvi görüşlü bilim adamları safında değil, oyun oynayan denekler arasında yer aldığı için bu yazı ancak bir eleştiri/özeleştiri yazısı olabilir. Doğru cevapları bulmak için doğru soruları sormak lazım. Benim aklıma gelen ilk soru şu: "Neden bu kadar oynuyoruz?"
Doğrudan cevap vereyim: "Rahatlıyoruz be arkadaş." Derhal anti-propagandaya da yer verelim: "Ama yok da bütün gün!" Tamam da işin özünde bunun bir rahatlama olduğunu kabul ettikten sonra, sormazlar mı "Bütün gün rahatlamak"ta ne sakınca var? Madem ki oyun oynarken rahatlıyoruz ve hepimiz bunda hemfikiriz, neden bütün gün rahatlamayalım? Hade gelin anti-propagandanın dozunu biraz artıralım: "Bu şekilde bütün gün hayatınızı sanal bir şeye bakarak, bir ekranın önünde geçiriyorsunuz. Gerçek hayatı ıskalıyorsunuz. Hayattaki diğer sorumluluklarınız ne olacak?" Güzel. İşte şimdi tartışmaya başlıyoruz.
Herşeyden önce şu 3 vakıa üzerinde durmak istiyorum. Birincisi Ronaldo ile oyunda gol atıp sevinmek. İkincisi Ronaldo'nun TV'de gol attığını görüp sevinmek. Üçüncüsü ise bizzat gerçek hayatta Ronaldo olarak gol atıp sevinmek. Soru bir: Bu 3 durum arasında, vücudun o an salgıladığı hormonlar bakımından (Endorfin, Seratonin vs) ne fark vardır? Biraz iddialı duyulacak belki ama iddia eder ve derim ki bir fark yoktur. Diyebilirsiniz ki yahu ne demek yoktur! Yani gerçek hayatta gol atan Ronaldo ile, onun gol attığını TV'den izleyen bir taraftar veya Playstation'da onunla gol atan bir oyuncu arasında mutluluk seviyesi bakımından nasıl fark olmaz? Velev ki bir fark olsun. Bana göre bu 3 farklı olayda en az mutlu olan kişi gerçek hayatta gol atmış Ronaldo olur çünkü bu onun zaten rutinidir. Diyebilirsiniz ki biraz abartmıyor musun? Yani TV'den izleyen ile Playstation oynayan olayı bu kadar mı yoğun yaşar? Ne deyim... Hangisini söyleyim... TV'deki gole sevinirken sandalyeden düşen arkadaşları mı, Playstation'da gol atınca ağlayarak mahallede tura çıkan arkadaşları mı... Tamam. Şimdi buraya kadar neredeyiz? Tesbit bir: Rahatlatıyor. Tesbit iki: Hormonal olarak ve hissiyat olarak bazen gerçekten bile gerçek ve yoğun. Peki ya gerçek hayatı sanal şeyler için ıskalamak? Güzel soru. O zaman devam...
Siz hiç bu memlekette bir Kıbrıslı Türk'ün ağzından şöyle bir cümle duydunuz mu: "Yahu bugün arkadaşlarla sabahtan akşama mangal yaptık... Kafam çok doldu... Biraz kafamı boşaltmam, rahatlamam lazım..." Duymadınız ve duymanız da mümkün değil. Çünkü hiç kimse mangal yaptıktan sonra, kafasını boşaltmak istemez. Kafa boşaltma, rahatlama gereksinimi, keyif vermeyen, mecburiyetten yapılan şeyler için geçerli olur. Bugün piyasada içerisinde "Hayatınızı başkalarının sizin hakkınızdaki düşüncelerine göre yaşamayın. Kendi istediğiniz hayatı yaşayın." gibi cümleler bulunan milyonlarca kişisel gelişim kitabı var. Sonuç: Hepimiz hala başkalarının düşüncelerinden etkileniyoruz. Başkalarının fikrine göre yaşamak ne demek? Aslında sizin hayata dair beklenti ve isteklerinizden uzak, sırf başkaları memnun olsun diye, onların beklentilerine paralel, mecburiyetten yaşamak demek. Yani başrolünü oynadığınız hayatın senaryosunu, bir başkasına yazdırmak demek. Yani başkasının kurgusu demek. Yani dibine kadar sanal demek!
Gördünüz mü bak gene buluştuk! Şimdi dönelim ilk kabulümüze. Neydi: Oyun oynarken rahatlıyoruz. Ama neden? Nedeni kafamızı boşaltıyoruz. Mangal örneğini hatırlayın. Keyif aldığımız şekilde yaşasak, asla böyle bir gereksinimimiz olmazdı. Neden kafamızı boşaltma isteği duyuyoruz? Çünkü kurgusu baştan sona başkaları tarafından yapılan sanal hayatlar yaşıyoruz. Ve işte tam da bu noktada tıpkı matematikte iki eksi (-) nin yan yana geldiğinde artı (+) olması gibi, aslında bizim olmayan, sanal ve mecburi hayatımızdan, sanal olan başka bir kurguya (oyun oynamak) kaçarak, rahatlıyoruz ve nötralize oluyoruz.
Şimdi soru şu: "Sanal hayatlar yaşıyoruz." Biraz fazla iddialı bir tez değil mi? Güzel. Gelin biraz filmi başa saralım: Çocuğuz evde pijemalarla oturuyoruz, bir gün biri gelip diyor ki: "Yarın sabah 07.00'da kalkıp okula gideceksin." Sebep? Çünkü bu böyledir. Okula adaptasyondur, okuma yazmadır derken hop: "Seneye sınava girip koleje gideceksin." Sebep? Çünkü bu böyledir. Dersaneydi, özel dersti derken hop
"Artık ÖSS'ye hazırlanman lazım." Sebep? (Bu noktadan itibaren bir itaat enstrümanı olarak korkunun dozu artırılıyor.) "Çünkü bu zamanda ekmek artık aslanın ağzında. Aç mı kalacaksın?" "Üniversitede geçerliliği olan meslekleri okuyacaksın (kime göre) Doktor, Avukat, Öğretmen, Muhasebeci, Mühendis." Sebep? (Korkuya devam) "Duymadın mı komşunun oğlu X, 2 senedir işsiz geziyor. Sende mi öyle olacaksın?" Tüm sözel ilgi alanlarına inat, İtinayla Muhasebeci olunduktan sonra yaş gelince otuza, "E artık bir kısmet bulup evlensen iyi edersin tohuma kaçıyorsun..." Velev ki evlendik, "Çocuğu ne zaman yapacaksın? Çocuğun sana dede mi desin istiyorsun?" Çocuk da gelince, aynı döngü zaten çocuğa da geçiyor. Sonra torunlar, emeklilik vs derken şanslıysan 70'ini gördün diyelim. Muhabbet şu: "Maşallah maşallah Osman Dayı... İyi gördüm seni... Allah uzun ömür versin..." İnsan o yaşta da diyemiyor ki Allah ömrü verdi ama topunuz bir olup ömrümü yediniz... Biri Ronaldo'ya sanal mı diyordu? Asıl sanal olan Osman Dayı be... Adamın ömrünü çürüttünüz...
Geldiğimiz noktada şu ayrım çok önemli: İnsan hayatında sanal olanla gerçek olan arasında bir tercih yapacaksa, elbette ki gerçek olanı tercih etmeli bunda bir tereddüt yok... Ama hayatlarımızın toptan sanallaştığı bu çağda, hayat bazen oyundan daha sanal olabiliyor. Bu durumda oyunu sanal diye kötüleyeceğimize, gelin hayatı gerçek kılmaya bakalım... O şekilde yaşamaya çalışalım ki, yaşadıktan sonra kafamızı boşaltma gereksinimi duymayalım... Kafamız hayatla dolu olsun... Vur be Ronaldo! Vurduğun gol olsun...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder