27 Aralık 2014 Cumartesi

“HER” Saçları lüle lüle…

Bir tek kusuru vardı… Gerçek olmayışı…  Bu da eğer kusur sayılırsa Hayatımızda o kadar kusurlu gerçek var ki, gerçek olmamanın, bu gerçek kusurlar yanında son derece masum kaldığı bile söylenebilir Genellikle yabancı filmleri Türkçe dublaj olmadan izlemeye gayret ederim. Kuşkusuz ki ses, oyunculuğun ve kompozisyonun önemli bir parçasıdır ve her zaman eserin orijinal haline sadık kalmakta fayda vardır. Bu yazıda size bahsetmek istediğim filmi de Türkçe dublaj olmaksızın izlememe rağmen, henüz Hollywood oyuncularını sesinden tanıyacak noktada olmadığımızdan belki, bir bilgisayar programına sesini veren hanım oyuncunun kim olduğunu fark etmeden baştan sona izledim. Filmin konusu klişe duyulacak belki ama işlenme biçimi kesinlikle klişe değildi: Bir insan ile bilgisayar programına aşık olabilir mi?

Ah ne güzel, keşke bu teknoloji bizde de olsa…”

            Eski zamanlarda çekilmiş bilim kurgu filmlerini tekrar izlediğimiz zaman bazen şöyle bir duruma rastlarız: Örneğin 1980lerde geçen bir filmde, 2000li yıllara atıf yapılır ve uçan arabalar gösterilir. Oysa ki 2000lerden çok şey beklenmiştir, ne bilsinler hala hepimiz durakta otobüs bekliyoruz. Aktarmak niyetinde olduğum filmde teknoloji “Şu yılda bu duruma gelecek diye kesin bir yargı yok ancak izlerken hissediyorsunuz ki, zaman aslında bizden çok uzakta bir zaman değil. İnsanlar kulaklarına takılan cihazlar vasıtasıyla akıllı telefonlarına/bilgisayarlarına her türlü sesli komutu verebiliyorlar. (Evdeyken lambaları aç/kapa dahil) Film konforlu bir teknolojiyle başlıyor, izleyicinin kuvvetle muhtemel ilk reaksiyonu Ah ne güzel, keşke bu teknoloji bizde de olsa…” Teknolojik gösteriş filmin devamında şaşırtıcı olmayan bir promosyonu da beraberinde getiriyor tabi: Ağır dozda yalnızlık. O kadar ki film bir aşk filmi olmasına rağmen, insanın içine en çok işleyen durum, baş karakterimizin (Türk izleyicisinin deyimiyle Esas Oğlan”ın) özendirici düzeyde teknolojik sefa sürerken yaşadığı kıvamlı ve katmerli yalnızlık. Ve gelelim bu yalnızlığa ilaç olması maksadıyla tıpkı yeni bir telefon alır gibi alınan dişi bilgisayar programına Ben bütün bir film boyunca sesini duydum, adını düşündüm düşündüm bulamadım. Ama bu okuyucuyu yormamak adına doğrudan söyleyeyim İlgili bilgisayar programı bir dişi ve sesi de Scarlett Johanssonun sesi Evet evet O sarışın hanım Evet o güzel olan


Eh Fena değil…”

            Güzel kadınlara karşı biz kendini zeki varsayan erkeklerin hep bir gıcığı vardır Bunun bir sebebi, güzel kadınların özellikle ergenlik dönemimizde bize hiç pas vermemesi, bir diğer sebebi ise güzel oldukları için aynı zamanda akıllı” da olabilme ihtimallerinin bize göre çok düşük tutuyor olmasıdır Teori çok basittir Güzel olana/yakışıklı olana doğuştan itibaren sürekli talep vardır. Ana sınıftan itibaren herkes onlara aşık olur. Hobi olarak platonik aşk kolleksiyonu yaparlar. Hal böyle olunca da, sürekli şekilde ciddi bir  talep gören ürünü daha da fazla geliştirmek için ortada herhangi bir sebep yoktur. Dolayısıyla kitap okunmaz, entelektüel sermayeye yatırım yapılmaz diye düşünürüz. Bu teorinin istisnaları epeyce mevcut olsa bile, biz yine de bu klasik teoriye sadık kalırız. Scarlett Johansson da kuşkusuz ki bütün güzelliği ile bu teori kapsamında değerlendirilir. Güzelliği hususunda en ufak bir tereddüt yoktur ancak meşakkatli bir emek gerektiren oyunculuk performansı hakkındaki değerlendirmemiz: Eh Fena değil…”di. Ta ki bu filmi izleyene kadar.

Peki Film icabı” mümkün de


Tekrar vurgulamakta fayda görüyorum. Ben filmi işin içinde Scarlett Johansson olduğunu hiç ama hiç bilmeden izledim. Rolü gereği zaten hiç görünmediği için de, benim için filmin başından sonuna sempatik bir sesten ibaretti. Bilgisayar programı sesi Ama öyle bizim telefonlardaki Siri”’nin sesi gibi robotik ve tek düze değil. Bildiğiniz espri yapan, kahkaha atan ve hatta (maalesef) trip atan hanım sesi Filmin kritik noktalarından birisi şu: Esas oğlan (Joaquin Phoenix) ile Esas bilgisayar kız (Scarlett Johansson) tanıştıkları zaman olası bir aşk hikayesi izleyiciye komik ve tuhaf geliyor Ancak gelgelelim film sizi bir hoover (elektrikli süpürge) edasında içine çekiyor ve filmin sonunda sadece bu aşkın olabilme ihtimaline sıcak bakmakla kalmıyorsunuz, aynı zamanda siz de izleyici olarak neredeyse aşk acısı çekiyorsunuz Üstelik taraflardan birinin sesten ibaret ve tamamen dijital olduğunu bildiğiniz halde İşte bu yüzden bu filme kadar oyunculuğundan şüphe ettiğimiz Scarlett Johansson, artık oyunculuğu ile de en az güzelliği kadar iddialı… Peki Film icabı” mümkün de, acaba gerçek hayatta bir kişinin, bilgisayar programına aşık olması mümkün mü? Bence programı kimin seslendirdiğine bağlı… :)